Merhaba Ece,

Pi Gençlik Derneği’nden gönderen kuruluş desteği alarak İzlanda’ da bir AGH projesine katıldın. Toplam faaliyeti 12 ay süren bu projenin sonunda Eylül 2018′ de projeni tamamlayıp Türkiye’ ye döndün. Yaşadığın bu güzel deneyim hakkında hem seninle biraz sohbet etmek hem de süreç hakkında henüz AGH’ ye katılmamış diğer genç arkadaşlara bir nebze örnek olması için senin hikayeni diğer arkadaşlarımız ile paylaşmak istiyoruz. Sorularımız ile başlayalım istersen?

1) AGH ile nasıl tanıştın ve bu projeye başvuru sürecin nasıl oldu?
AGH’yi duymuştum ancak özellikle araştırıp üzerinde uğraşacak, kendime proje bakacak vaktim hiç olmamıştı ben de üzerine düşmemiştim. Yine de sosyal medyada AGH ile ilgili gruplara üye olmuştum ve arada bildirimler alıyordum. O tür sayfaları takip eden çoğu kişi gibi genelde açmıyordum pek ilgilenmiyordum. Beni uyaran o ülke ismini görene kadar durum böyleydi.

Daha önce İzlanda’ya yaptığım 10 günlük seyahatin üzerinden aylar geçmesine rağmen etkisinden çıkamamıştım ve sürekli orayı düşünüyordum, bir daha gitme şansımın en azından birkaç yıl boyunca olmayacağını kabullenip günlük hayatıma odaklanmaya çalışıyordum. Sosyal medyada İzlanda ile ilgili sayfaları takip ediyordum, sürekli telefon galerimdeki İzlanda resimlerimi kurcalıyordum.

Bir gün yine internette dolanırken takip ettiğim sayfaların birinde “İzlanda’da AGH fırsatı” başlığını gördüm. Birkaç dakika ekrana kilitlendiğimi tahmin ediyorum. Linki açtım, proje çevre üzerineydi, yani okuduğum bölümle ilgisi vardı hem de daha önce AGH olmasa da çevre üzerine bir aylık gönüllük tecrübem vardı. Yani bu projeye oldukça uygundum. Ancak başvuru sürecinin kapanmasına sadece iki gün vardı. İngilizce CV’im vardı ancak motivasyon mektubu yazmam, video hazırlamam, verdikleri soruları cevaplamam gerekiyordu. Hayatta yetişmez diye düşünürken bi yandan projeyi ilan eden ismi arama motoruna yazıp kim olduklarını, ne yaptıklarını öğrenmeye çalışıyordum.

Pi Gençlik Gerneği…
Galiba herkes biliyormuş da bir ben bilmiyormuşum diye düşündüm. Yaptıkları aktiviteler, gönüllülükler, çok renkli ortamıyla karşılaşınca epey etkilenmiş daha önce böyle bir şeyden nasıl haberim olmamış diye kendime kızmıştım üstelik hem onlar hem de ben İzmir’de bulunuyorken. Kısaca kendimden bahseden ve bu projede gönderici kurumum olurlarsa bana çok katkıları olacağını anlatan bir mail yazdım. Aynı gün bu proje ve başvuracağım tüm projelerde gönderici kurumum olacaklarını söyleyen bir cevap aldım.

Başvuru için gereken tüm belgeler için öncelikle internette İngilizce olarak örnekler ve dikkat etmem gereken unsurları aradım ancak asla kopyala-yapışır yapmadım. Kendime, projeme uygulayarak tek tek gördüğüm örneklerden biraz daha iyi olması için kendimi zorlayarak yazdım. Ayrıca websiteye yüklerken sıkıntı çıkarsa ve yazdıklarım kaybolursa diye hepsini Word dosyası olarak yazıp kaydettim ve oradan kopyalayıp siteye yazarak başvuru yaptım. Yazılar çok uzun olduğu için güvenlik önlemi almakta fayda var diye düşündüm.

Video hazırlamak zorunlu değildi ancak yine de hazırlamam gerektiğini biliyordum. Çünkü bu tür zorunluluğu olmayan ancak zorlayıcı isteklerin amacı öylesine şansını denemek için başvurmuş kişileri gerçekten projeye katılmaya ve çalışmaya hevesli kişilerden ayırmak için olduğunu biliyordum. Üstelik video kendi yüzümü gösterip İngilizce seviyemi kanıtlamak için en iyi fırsattı. Bu yüzden video için kollarımı sıvadım.


Video kısmı beklediğim gibi en zahmetlisi oldu. İngilizce bir paragraf ezberleyip sonra onu bir dakikada okumam, o sırada düşünür gibi değil gülümseyerek kendimden bahsediyor gibi görünmem gerekiyordu. Ama tamamen doğru okusam bile sürekli odaklanmaya çalıştığımdan acı çekiyor gibi bir surat ifadem vardı. Bunu düzeltmek için çok fazla deneme yapmam gerekti. Ama en sonunda başardım.

Bir de başvuru yaptığımız proje için sorularımız vardı. 3 adet bunları tamamen kendi kafamdan yazdım çünkü hem çevre konusuyla ilgili hem de İzlanda ile ilgili geçmiş tecrübelerimden epey bilgi sahibiydim. Ancak konulara bu kadar hâkim olmayan bir insanın bunları ilgili genel kültür seviyesinde öğrenmesi karşı tarafı etkilemek için gereklidir.

Bir süre sonra proje mentöründen benimle Skype görüşmesi yapmak istediklerini belirten bir mail aldım. Öncesinde ayna karşısında İngilizce konuşup durdum. İnsan ne kadar iyi İngilizce biliyor olursa olsun uzun zaman konuşmayınca afallıyor sonuçta. Ayrıca görüşmede büyük ekrana kendimi küçük ekrana karşı tarafı alacak şekilde kamerayı ayarladım. Sonuçta kabul edilirsem mentörümün yüzünü her zaman görecektim ama o anda benim nasıl göründüğüm daha önemliydi ve mentöre direkt bakarsam heyecanlanabilirim diye düşündüm.

Mentör ile görüşme başlayınca sorulardan önce selamlaşma ve tanışma için bir süre konuştuk. Oldukça sert olan İzlanda aksanını başta anlamakta zorluk çektiğim için birkaç kere söylediklerini tekrar etmesini istedim ve bunun İngilizce bilmememden kaynaklı olduğunu düşünmesinden korkup gerildim ve biraz kekeledim. Sonra öyle olmadığını kanıtlamak için lafı değiştirmem gerektiğini düşündüm ve buradaki sıcak Ege, Akdeniz ikliminden hala t-shirtle gezdiğimizden oysa onun üzerinde kazak olduğundan bahsettim. Oradaki havayı sordum böylelikle hem ortamın samimiyetimi arttırdım hem de kendi dil yeteneğimi gösterme şansım oldu. Sonra bana projeden ne beklediğimi, ne anladığımı sordu. Aklıma gelenleri söyledim zaten bu konudan defalarca belgeleri doldururken bahsettiğimden her şey kafamın içindeydi. Mentörüm benle tanıştığından memnun olduğunu ertesi gün sonucu açıklayacağını söyledi. Ben de aynı şeyleri söyledim ve görüşme bitti.

Ertesi gün kabul edildiğim mailini aldığımda bölümün kantininde tek başıma otururken bir anda mutluluktan gözyaşlarına boğulmamı ve herkesin bana bakıp kalmasını hiç unutamayacağım. Bu projeyi çok istiyordum ancak bu kadar çok istediğimin farkında değildim orada vereceğim bir tepkinin ağlamak olacağı aklıma gelmezdi ki daha önce hiç böyle bir tepki vermemiştim. Sonra günün kalanını sürekli gülerek geçirmiştim ve selam verenlere “ben İzlanda’ya gidiyorum” diye cevap veriyordum. Oldukça komik bir gün oldu.

İşte Avrupa gönüllülük hizmetinin insana yaşattığı duygu tam olarak kabul edildiğim bir gülüp bir ağladığım gündeki değişik ruh halidir bana göre. Hayatta çok az tecrübe insana bu duyguyu yaşatabilir bu yüzden AGH çok özeldir ve her insanın yaşaması gereken bir tecrübedir.

Röportajın devamı yakında…

Bu sayfayı paylaş!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

WordPress Image Lightbox