Gezdim, gördüm, iyilik yaptım, döndüm…

Türkiye’de yaşayan her gencin hayali gibi, ben de Avrupa’ya seyahat etmek ve hatta orada bir süre yaşamak istiyordum. Üniversitemin ERASMUS sınavlarından istediğimi alamayınca başka yollar aramaya koyuldum ve Avrupa’da gönüllü projelerde çalışılabildiğini, üstelik tüm masrafların karşılandığını öğrenip bu projelere yoğunlaştım. İşin en güzel tarafı, üniversite yıllarını onlarca sosyal sorumluluk projeleri organize ederek harcamış biri olarak, hem bu sevdiğim şeyi yapmaya devam edecek, hem de Avrupa’yı gezecektim. 2019 yılının yazında mezuniyetim kesinleşir kesinleşmez CV ve motivasyon mektuplarıyla projelere başvurmaya başladım. Gönderici kuruluş olarak Pi Gençlik Derneği ile görüştüm. Ve şanslıydım ki 1 ay içerisinde Hırvatistan’ın başkenti Zagreb’te bir projeye kabul aldım.

Daha önce arkadaşlarımla yaptığım kısa süreli bir balkan turu ve yunan adaları seyahatim haricinde herhangi bir yurtdışı tecrübem yoktu. İlk kez uzun süreli (9 ay) bir yurt dışı deneyimim olacaktı ve bunun için ciddi bir heyecan içerisindeydim. 12 Ekim 2019 tarihinde İstanbul’dan uçağa bindim ve beni nelerin beklediğinden, 9 ay sonra nasıl bir insan olarak ülkeme döneceğimden habersiz şekilde 2 saatlik uçuşla Zagreb’e ulaştım.

Zagreb Havalimanı’nda beni ev sahibi kurumumdan Jelena karşıladı ve kalacağım eve götürdü. Eve ilk ulaşan bendim. 2 gün içerisinden diğer gönüllülerde geldiler. 2 Bosnalı, 1 Hırvatistanlı ve 1 Türk olarak 4 kişiydik. Evimiz 2 oda ve 1 mutfaktan oluşan, bizim için gayet yeterli ve ihtiyaç duyduğumuz her malzemenin bulunduğu bir evdi.

Kurum ve Görevler

Ev sahibi kurumum, Türkiye’deki LÖSEV gibi kanserli çocuklar için bağış odaklı çalışmalar düzenleyen bir sivil toplum kuruluşu idi. Bunun için 2. El oyuncaklar ve el yapımı kıyafet, aksesuar, süsleri sattığımız bir dükkanımız vardı. İnsanlardan ve okullardan artık kullanılmayan 2. El oyuncaklar ücretsiz bir şekilde temin edilip temizlik ve hasar problemleri yoksa düşük ücretlerle bu dükkândan satılırdı. Tekrar kullanılamayacak kadar kötü durumdaki oyuncak ayılar kesilerek içindeki pamuklar el yapımı ürünler için kullanılırdı. Elde edilen gelir tamamen kanser hastası çocukların tedavi masrafları için kullanılırdı. Bizim bu konudaki görevimiz, dükkânda vardiya usulü bekleyerek oyuncak bağışı kabul etmek, gelen oyuncakları iyi/kötü olarak ayıklamak, kullanılabilir oyuncakları sınıflandırmaya göre raflara dizmek, kullanılamaz oyuncakları keserek pamuklarını poşetlemek, gelen müşteriyle ilgilenip satış yapmaktı. Bunun yanında yaşlı ve engelli insanların evlerine haftalık düzenli ziyaretler düzenleyip, basit ev işlerini, market/eczane alışverişlerini yapardık. Onlarla dışarı çıkar ve gezdirirdik. Projenin ilk haftasında herkese bir sosyal medya ağından sorumlu tutuldu. Ben kurumun Instagram sayfasını yönettim. Ayrıca her ay bir blog yazısı yazmak görevlerimizden biriydi.

Kurumun temel misyonu kanserli çocuklar olsa da çalışmaları sadece ona odaklı değildi. Bunun yanında mülteci çocuklarla ve ilkokullarda da düzenli etkinliklerimiz vardı. Her hafta belirli okullarda çocuklarla eğitici ve eğlenceli etkinlikler, workshoplar düzenliyorduk. Odaklanmayı, takım çalışmasını ve çağımızın kötü alışkanlıklarından uzak tutmayı amaçlayan pek çok etkinlik gerçekleştirdik. Ve açıkçası bu projeye başvurmamın en büyük sebebi buydu. Hep inandığım şey, dünyada bir değişim yaratmak istiyorsan, bunu yapmaya çocuklardan başlamak gerekir. Bu yüzden kendimi en çok verdiğim ve yapmaktan en çok keyif aldığım şey, çocuklarla yaptığımız etkinliklerdi.

Tüm bunların yanında, her gönüllü en az bir kişisel proje üretmeli ve gerçekleştirmeliydi. Ben, çocuklara kitap okumayı teşvik amaçlı “Kitapların şarja ihtiyacı yoktur” isimli bir proje yazdım. Çünkü yaptığım bir araştırmada Hırvatistan, kitap okuma sıralamasında Avrupa sonuncusuydu. Üç adımdan oluşan bu projemi, ilk adımını gerçekleştirdikten sonra pandemi dolayısı ile okullar kapanınca devam ettiremedim. Onun yerine, 16 farklı ülkeden 17 arkadaşımla bir video oluşturdum. Herkesin kendi ana dillerinde söylediği ama tek mesajı olan bir video: “Bir kitap insanı, insan da dünyayı değiştirebilir.” Bunun yanında bir dönem Hırvatistan’da artan şiddetli depremlerden dolayı, yıllarca gönüllülük yaptığım bir arama kurtarma derneğinden edindiğim bilgi ve tecrübelerle “deprem farkındalık sunumu” hazırladım.

Aslında projem 2 farklı dönemden oluşuyor. Yaklaşık ilk 6 ay Zagreb’te kaldıktan sonra COVID-19’un yayılması ve öngörülemez bir durumda olmasından dolayı Türkiye’ye döndüm. 1 ay projem durdurulduktan sonra, çalışmalarıma home-ofice olarak evden devam ettim. Bu süreçte genellikle sosyal medya yönetimi ve yoğun video montaj çalışmalarıyla geçti. Ama en nihayetinde sınırların açılmasının ardından ilk uçuşla tekrar Zagreb’e döndüm. Türkiye’ye döndüğüm zaman projemin durdurulan 1 aylık kısmı da sona eklendi.

Seyahatlerim

Tabi ki ben de bir çoğumuz gibi Eiffel kulesinin önünde çimlerde oturmak, Pisa kulesini eliyle tutmaya çalışarak poz vermek, Prag’ın orta çağ havasını solumak, Dubrovnik’te kendini Game of Thrones dizisinin içinde bulmak gibi hayallerle gittim. Bu yüzden projemi dönemlere ayırıp kendime rotalar oluşturdum. İlk olarak bir İspanyol arkadaşımla beraber Slovenya’ya gittim. Daha sonra Christmas tatilinde ilk uzun soluklu turumu planladım. Almanya Ulm’de kuzenimi ziyaret edip, oradan sırasıyla Fransa/Strasburg, İsviçre/Zürih, Almanya/Münih, Avusturya/Viyana’ya seyahat ettim. Avrupa kesinlikle Christmas döneminde gezilmeli. Her yer çok renkli ve canlı. Daha sonraki aylarda yine İspanyol arkadaşımla beraber Çek cumhuriyeti/Prag ve Polonya/Krakow’a seyahat ettik. Bu iki şehir de kendinizi orta çağda hissedeceğiniz eşsiz yerler.

Tüm bu seyahatlerimle Orta Avrupa’yı bitirmiş ve bahar ayları için İskandinav ülkelerini gezmeyi planlarken pandemi patlak verdi ve benim bütün seyahat planlarım suya düştü. O an fark ettim ki daha bulunduğum ülkede hiçbir yeri görmedim. Arkadaşlarımla dekatlondan ortak çadır alıp, Hırvatistan’ın sahil şehirlerini ve adalarını kamplar kurarak gezmeye başladık. Hırvatistan mükemmel bir doğaya, tarihe ve sahillere sahip bir ülke. Ormanlık alanlara, kendinizi cennette hissedeceğiniz şelalelere ve –bunu Ege’de yaşayan bir Antalyalı olarak söylüyorum- bizim ülkemizden çok daha güzel sahillere sahip bir ülke.

Arkadaş Çevresi ve Sosyal Hayat

Projenin başında aynı evde yaşayan 4 arkadaştan başka çevremiz yoktu. (Daha sonra ev arkadaşlarımızdan biriyle yaşadığımız anlaşmazlıktan dolayı aynı evde yaşayan 4 insan ama 2 arkadaş olarak kaldık diyebilirim.) Hırvatistan’daki ulusal ajans, çevre ülkelerdeki gönüllüler de dahil olmak üzere, Hırvatistan’ın ufak bir kasabasındaki bir tesiste 5 gün süren, gönüllüleri bu projeler ve hakları hakkında bilgilendirmek, aynı zamanda kaynaştırmak amacıyla bir eğitim organize etti. 30’a yakın farklı uyruktan gönüllünün katılmasıyla çok güzel arkadaşlıklar edindik. Ve açıkçası, bunun gerçek bir zenginlik olduğunu fark ettim. Brazilyasından Rusyasına kadar birbirine çok farklı kültür ve coğrafyalardan gelen bir sürü insan. Birbirinizden öğreneceğiniz şeylerin haddi hesabı yok. Yeri gelecek önyargılarınızdan utanacak, yeri gelecek başkalarının önyargılarını yıkacaksınız. İşte bu 5 günlük organizasyon, bizim kuracağımız köklü arkadaşlıkların başladığı yerdi.

Öncesinde yalnızca 2 kişi bir yerlere gitsek mi diye birbirimizin yüzüne bakarken, bir anda 10-15 kişi birden gezip tozmaya, vakit geçirmeye başladık. Hatta barın birisinde haftanın belirli akşamları Quiz yarışmaları olur, 3-4 kişilik takımlar oluşturup yarışılırdı. Bir anda barda yarışan takımların hepsi bizim arkadaş grubumuz olmaya başlamıştı. Yani kaybetsek de biz kazanıyorduk. Bir yerden sonra ne pandemi kaldı aklımızda, ne de kapalı olan ülke sınırları. Eğer beraber güzel vakit geçirdiğin insanlar varsa, bir yere gidebileceksen bile onlarla oturup muhabbet etmeyi tercih edebiliyorsun.

Hırvatistan, sosyal hayatın ucuz olduğu bir ülkeydi. Sıklıkla ücretsiz etkinliklere, konserlere denk gelebileceğiniz, kafe barlarda cebinizdeki parayı düşünmeden oturup vakit geçirebileceğiniz, renkli, eğlenceli insanlara ve ortamlara sahip bir ülke.

Hırvatistan’da Türk Olmak ve Hırvat Halkı

Başta Hırvatistan konusunda ciddi endişelerim vardı. 2 sene öncesindeki Balkan turumuzda Hırvat bir polisin sırf Türk olduğumuz için bizi sınırda dakikalarca bekletmesinden dolayı ortaya çıkan birtakım endişeler. Ancak oraya gittiğimde gördüm ki, aksine orada Türk olmak çok güzel bir ayrıcalık. Yerli halk senin Türk olduğunu öğrendiği zaman bildiği ne kadar Türkçe kelime varsa söylemeye başlıyor. (Bunlar genelde erkeklerde “Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş”, kadınlarda “merhaba, iyi akşamlar, hoş geldin” gibi basit kelimeler.) Hatta bir gün, benim Türk olduğumu öğrenen 50 yaşlarındaki bir Hırvat kadın, benimle fotoğraf çekinmek dahi istedi. Bir diğer örnekse, yaşadığım mahalledeki pastaneci abla beni Türkçe kelimelerle karşılamaya başlamış ve hatta projemin bittiği gün ben istemeden benim için yolluk yiyecek dahi hazırlayıp ücret almamıştı.

Herhangi bir yerde, ne zaman bir konuda yardıma ihtiyaç duysam, hiç tanımadığım insanlardan defalarca kez yardım buldum. Birçoğunda yardım istemedim bile. Sana gelip “bir şeye mi ihtiyacın var, bir yer mi arıyorsun” gibi sorular yöneltebiliyorlar. Yani halkı oldukça sıcak kanlı ve yardımsever. Hayatımda 15 ülke gezip gördüm. Ama nerede yaşamak istersin deseler, Hırvatistan derim. Kendimi hiçbir zaman yabancı hissetmedim ve hep evimde gibiydim.

Ayrıca Zagreb’i “Avrupa’nın en güvenli şehri” olarak nitelendirebilirim. Bir kadın ya da erkek ol, hiç fark etmez. Gecenin istediğin saatinde istediğin sokakta güvenli bir şekilde yürüyebilirsin.

Genel Olarak

Hayatımda geçirdiğim en güzel 1 yıldı diyebilirim bu proje için. Çok güzel arkadaşlıklar edindiğim, kendime çok şey kattığım, gelecek fikirlerime yön veren bir projeydi. Şehre ve insanlarına âşık oldum. O kadar ki, ilerde iş bulup yaşamak istediğim bir ülke.

Kendimizi ve kültürümüzü elimizden geldiğince güzel tanıttık. Birçok insanı Türkiye’ye gelmek için can atar hale getirdik. Türk yemekleri pişirdik, erik dalı açıp oynadık, rakı sofrası bile kurduk. Arkadaş çevremiz Hırvat kültüründen çok Türk kültürünü öğrendiler. Paramız ve vaktimiz oldukça gezdik, farklı kültürler tanıdık.

AGH-196 Hırvatistan Projemizin Gönüllüsü “Ali Kürşat Ustali”

Pi Gençlik Derneği

Gezdim, gördüm, iyilik yaptım, döndüm…

Gezdim, gördüm, iyilik yaptım, döndüm…” için bir görüş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Başa dön