İzmir’deki hayat çok iyi gidiyor. Burada kendimi giderek daha fazla evimde gibi hissediyorum. Aslında, bir haftalığına İtalya’ya döndüğümde, Türkiye’den kazandığım bazı alışkanlıkların bana normal gelmeye başladığını fark ettim ve onları özlediğimi hissettim. Bu deneyim, hem kendimi hem de dünyayı daha iyi tanımama yardımcı oluyor. Türkiye, İtalya’ya çok uzak olmasa da kültür açısından oldukça farklı.

İzmir’de geçirdiğim zamana dönüp baktığımda, her bir deneyimin beni ne kadar şekillendirdiğini fark ediyorum – sadece bir gönüllü olarak değil, bir insan olarak. Her atölye çalışması, etkinlik ve sohbette yeni güçlü yönler keşfettim, beklenmedik zorluklarla karşılaştım ve dünya anlayışımı derinleştirdim. Bu güzel sözlerle hikayeye başlayacağım.

Herkese merhaba, ben Laura ve üçüncü blog yazıma hoş geldiniz! Bugün, Pi Gençlik Derneği’nde ESC gönüllüsü olarak geçirdiğim zamanla ilgili güncellemelerimi, yaptığım yeni şeyleri ve İzmir’de hayatımın nasıl geçtiğini paylaşacağım. Zaman hızla akıp gidiyor ve bu yolculuğa başlayalı altı ayı geçtiğine inanamıyorum. Umarım okumaktan keyif alırsınız!

Zaman su gibi akıp geçiyor ve Türkiye’ye taşınmamın üzerinden neredeyse yedi ay geçti. İzmir’deki yaşama alıştıktan ve ülkenin güneydoğusunu keşfettikten sonra, Şubat ayının sonunda İstanbul’u ziyaret etme fırsatım oldu. Bu yolculuk ve son zamanlarda yaşadığım diğer deneyimler, Türkiye’nin ne kadar çeşitli ve çok yönlü bir ülke olduğunu bir kez daha bana gösterdi.

İzmir’de bir ESC gönüllüsü olarak hayatımla ilgili bir başka güncellemenin zamanı geldi! Geçtiğimiz haftalar yeni deneyimler, daha derin arkadaşlıklar ve farklı alanlarda küçük ama istikrarlı ilerlemelerle doluydu. Alıştıkça bu şehirde kendimi daha çok evimde hissediyorum ve günlük hayatım ilk geldiğimde beklemediğim şekillerde gelişmeye devam ediyor.