Yaklaşık on ay önce Türkiye’ye geldiğimde, buraya sadece İngilizce öğretmek için geldiğimi düşünüyordum. Yanılmışım.
Elbette öğretmenlik, gönüllülük deneyimimin çok önemli bir parçasıydı. Bu süreçte, İngilizceyle ilk kez tanışan okul öncesi çocuklardan ilkokul ve lise öğrencilerine, yetişkinlerden ileri yaştaki katılımcılara kadar her yaştan insanla çalışma fırsatı buldum.
İzmir genelinde yirmiden fazla eğitim kurumunda atölye çalışmaları ve konuşma etkinlikleri gerçekleştirdim. Bu süreçte yüzlerce insanla tanışma fırsatı buldum. Ancak ders planları, dil oyunları ve sınıf içindeki sohbetler arasında hiç beklemediğim bir şey oldu: Ben de bir öğrenciye dönüştüm.
Her gün Türkiye, kültürü, gelenekleri, değerleri ve insanları hakkında yeni şeyler öğrendim. Öğrencilerim bana İngilizce kelimelerden çok daha fazlasını öğrettiler. Sayısız sohbet, paylaşılan hikâyeler, kahkahalar ve birlikte yaşanan deneyimler sayesinde ülkelerini onların gözünden görme fırsatı buldum.
Ama bu deneyim hiçbir zaman sadece eğitimden ibaret değildi. Asıl mesele insanlardı.
Beni okullarında içtenlikle karşılayan öğretmenler… Her hafta beni heyecanla karşılayan öğrenciler… Türkçem yeterli olmadığında bana yardım eden yabancılar… Birlikte içilen sayısız bardak çay, beklenmedik sohbetler, otobüs yolculukları, kültürel farklılıklardan doğan eğlenceli anlar ve önceden planlanması mümkün olmayan tüm o güzel deneyimler…
İşte bütün bunlar, bu gönüllülük sürecini benim için gerçekten unutulmaz kıldı.
Geriye dönüp baktığımda, bu projenin bana yalnızca mesleki deneyim kazandırmadığını fark ediyorum. Bana değişen koşullara uyum sağlamayı, sabırlı olmayı ve insanlarla gerçek bağlar kurmayı öğretti.
Buraya İngilizce öğretmek için geldiğimi düşünerek gelmiştim. Şimdi ise, hiç beklemediğim kadar çok şey öğrenmiş olarak ayrılıyorum.