Merhaba, ben Anna ve işte Hanoi’de şu ana kadarki üç aylık yolculuğum!
Her şey Erasmus öğrenci değişim programım sırasında başladı. Dersler arasında, yeni ülkeler keşfederken bir farkındalığa vardım: Hayat yalnızca yüksek lisansımı bitirip hemen tam zamanlı işe girmekten ibaret olamazdı. Bundan daha fazlası olmalıydı. Bu düşünce aklımda kaldı ve kendimi çok geçmeden alışılmışın dışında anlamlı bir şeyler yapmak isteyen Avrupalı gençlere fırsatları araştırmaya başlamış şekilde buldum.  O zamanlar yalnızca yerel bir köpek barınağına yardımda bulunmuştum. Hala kim olduğunu ve hayattan ne beklediğini anlamaya çalışan ve mezun olmak üzere olan bir öğrenciydim. Bunun beni tam olarak nereye götüreceğini bilmeden ESC’ye başvurdum.

İnsani yardım eğitimini tamamladıktan sonra kişiliğime gerçekten uyan bir fırsatı seçmeye hazır olduğumu hissederek ESC sayfasını her gün kontrol etmeye başladım. Hanoi ile de işte o zaman karşılaştım! İlk yurt dışı gönüllülük deneyimim meğerse sadece yurt dışında değil aynı zamanda tamamen farklı bir kıtada olan uzun dönemli bir projeymiş. Aynı anda hem korkutucu hem heyecan verici hem de gerçek dışı hissettirmişti. SASID projesi, dayanışmayı eyleme dönüştürmeye odaklanır. Gönüllüler, yerel topluluklarla birlikte toplumsal çalışmalar, çevresel farkındalık ve kültürlerarası etkileşim yoluyla sürdürülebilir ve kapsayıcı kalkınmayı destekler. Bu, yan yana öğrenmek, paylaşmak ve birlikte büyümekle ilgilidir. Hanoi’deki ilk günlerim tamamen bunaltıcıydı. Anlamadığım yeni bir dil, yeni insanlar, alışık olmadığım kurallar, bitmek bilmeyen trafik ve daha önce bildiklerimden çok farklı bir yaşam ritmiydi. Ama zamanla bir zamanlar bunaltıcı gelen şeyler sıradanlaştı; yabancı olanlar ise yavaş yavaş günlük hayatım diyebileceğim bir şeye dönüştü. Bir ay sonra ev arkadaşım ve ben birbirimize bakıp “Tabii ya, biz Hanoi’de yaşıyoruz!” dedik.

Bu zamana kadar işlerimin çoğu eğitimle bağlantılıydı. Meslek yüksekokullarında ve üniversitelerde İngilizce dersleriyle öğrencilerin güven ve pratik beceriler kazanmasını sağlıyordum. Aynı zamanda bir anaokulunda da çalışarak minik zihinlerle nasıl etkileşim kuracağımı öğrendim ve ironik bir şekilde, onlardan da bir şeyler öğrenme fırsatım oldu. Hiçbir şey üç yaşındaki bir çocuğun yardımıyla Vietnamcada ona kadar saymayı öğrenmekten daha keyifli olamaz. Projedeki rutinimin bir diğer kısmı da ikonik Vietnam kahvelerini nasıl hazırlayacağımızı öğrendiğimiz SOCI Hub Café’deki vardiyalardı. Gönüllülüğü canlı kılan konuşmalarla, kültürel alışverişlerle ve küçük gündelik anlarla dolu bir yer. Bunların yanı sıra, yeni arkadaşlıklar edinmemi sağlayan birebir İngilizce dersleri veriyordum.

Düzenli işlerimizin ötesinde bir sürü ekstra aktivitede de yer aldık. Dünya Temizlik Günü’nden temalı kafe gecelerine, şehir gezilerine, topluluk etkinliklerine kadar sürekli gerçekleşen bir şeyler oluyordu. Şu anda da yerel topluluğu çevresel eylemlere teşvik ederek hem etkimizi hem de sürdürülebilirliğimizi arttırmaya odaklı yeni bir girişim üzerinde çalışıyoruz.

Çok net öğrendiğim bir şey var o da bizim buraya alışılagelmiş anlamda “yardım etmek” için değil toplulukla birlikte çalışmak, bilgi alışverişinde bulunmak, birbirimizi desteklemek ve yan yana büyümek için geldiğimiz. Bu zihniyet gönüllülüğe ve dayanışmaya olan bakış açımı değiştirdi. Daha kişisel bir düzeyde, bu aylar bana kendim hakkında çok şey öğretti. Sınırlarımı keşfettiğim, bunaltıcı anlarla nasıl başa çıkacağımı öğrendiğim ve her şeyin illa da mükemmel bir şekilde planlanmak zorunda olmadığını kabullendiğim bir süreç oldu. Başlangıçta geçmişteki kendime her hafta bir mektup yazmak gibi harika bir fikrim bile vardı; tahmin edebileceğiniz gibi, bu fikir yalnızca bir haftacık sürdü (hay aksi). Ve elbette, buradaki hayat yalnızca çalışmaktan ibaret değil. Hala şehir dışına seyahat edip yeni yerler keşfetmeye zaman buluyoruz ve bu sayede seyahatten çok sonra bile aklımızda kalan anılar yaratıyoruz. Sapa’ya gittik ve abartısız, hayatımın en güzel deneyimlerinden biri olan yamaç paraşütünü denedim. Dağların üzerinde süzülmek, sessizlikle (ve arkadaşlarımın çığlıklarıyla) ve uçsuz bucaksız yeşillikle çevrili olmak gerçek dışı ve özgürleştirici hissettirdi. En iyi yanı ise gerçekten rahatlamama yardımcı oldu. Bir diğer unutulmaz seyahat ise bizi, tekne yolculuğu sırasında ortak bir dil paylaşmamamıza rağmen şapkasını benimle paylaşan ve beni Vietnamca pratiği yapmaya teşvik eden muhteşem, yaşlı bir Vietnamlı kadınla tanıştığım Ninh Binh’e götürdü. Vietnamca derslerimde öğrendiklerimi en iyi şekilde telaffuz etmeye çalışıyordum, ama bana gülümseyerek bakmasıyla o an bir tercümana ihtiyaç duyacağımı anladım. Daha sonra bana “Hanoi’de yaşıyor ve çalışıyorum” demeyi öğretti.

Geçen hafta Tayland’a bile gittik. Başka bir kültürü deneyimlemek, farklı yemekler tatmak ve zıtlıkları fark etmek, Hanoi’yi daha da çok sevmemi sağladı. Ve bana gönüllülüğün sadece yapılandırılmış etkinliklerden ibaret olmadığını, aynı zamanda zevk, keşfetme, karşılaştırma ve günlük deneyimler yoluyla öğrenmekle de ilgili olduğunu hatırlattı. Elbette hiç hazırlıklı olmadığım zorluklarla da karşılaştım. Geniş çaplı sel sonucu iki gün boyunca evde mahsur kalmak ve çıkış yolu bulamamak gibi. Hanoi’nin sıcağı da bir başka sürprizdi; dışarıda iki dakika durunca bile terletici sıcaklık, yaz hakkında bildiğiniz her şeyi yeniden gözden geçirmenizi sağlayacak türdendi. Buradaki insanların içtenlik, açıklık ve nezaketlerine de hazırlıklı değildim. Ama kendi alanımda olmayı bu kadar özleyeceğimi hiç düşünmemiştim.

İşte bu gibi anlarda kendiniz hakkında çok şey öğrenirsiniz. Duygularımla çatışmak yerine yavaş yavaş onlarla nasıl başa çıkacağımı, ne zaman dinlenmem gerektiğini nasıl anlayacağımı ve de kontrolden çıktığını düşündüğüm durumları nasıl dengeleyeceğimi öğrendim. Bu zorluklar deneyimlerimi güçleştirmekten ziyade onları daha gerçek ve sahiden de ilgi çekici kıldılar. Henüz üç ay geçtiği halde şimdiden özleyeceğim pek çok şey olduğunu biliyorum. Vietnam kahvesine bayılıyorum benim için hem bir lezzet hem de küçük bir bağımlılık haline geldi. Her yerde restoran bulunması ve günün her saatinde lezzetli bir şeyler yeme imkânıyla birlikte buradaki yiyecekler inanılmaz. Ama en çok insanları özleyeceğim. Kuruluşun yaklaşımı, gördüğüm sıcaklık ve aldığım destek kelimelerle anlatabileceğimin çok daha ötesinde. Şimdiden kurduğum dostlukları, paylaştığımız kahkahaları, yaşadığımız zorlukları ve bu şehirdeki günlük hayatı çok özleyeceğimi söyleyebilirim. Önümdeki yedi ayda, beni nelerin beklediğini görmek için sabırsızlanıyorum. Bu ilk üç ay bana bir şey öğrettiyse, o da bu yolculuğun bittikten çok sonra bile benimle kalacağı ve nasıl devam edeceğini görmeyi merakla bekliyorum.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.