Selam!
Bu benim ikinci blog yazım.


Son güncellemeden bu yana program epey değişti. Haftalık konuşma kulüplerinin çoğunun yerini, genel işler için ayrılan ofis saatleri aldı. Daha sakin ve esnek olan bu ritim açıkçası beklediğimden daha çok hoşuma gitti. Odaklanmaya vakit bulabilmenin, ihtiyaç anında yardım edebilmenin ve sürekli oradan oraya koşturmaca içinde olmamanın güzel bir yanı var. Yine de bazı konuşma kulüplerini özlemiyorum dersem
yalan olur; o enerjiyi, her an her şeyin olabileceği hissini ve gerçek bağın kurulduğu o anları arıyorum.


Şu an, baştaki etkinliklerden yalnızca birkaçı hala devam ediyor. Perşembeleri iki oturum devam ediyor, Cumartesi günleri ise ofiste hala bir konuşma kulübü var. Buna kıyasla haftanın geri kalanının bu kadar sessizleşmesi biraz tuhaf hissettiriyor ama bir yandan da bu durum, buradaki günlük yaşantıya daha iyi yerleşmeme olanak sağladı.

Açıkçası İzmir’in günlük yaşamı, burada olmanın en keyifli taraflarından biri. Kendime basit bir rutin edindim: Parka yürümek, bir banka oturmak, gelip geçeni izlemek ve — kaçınılmaz olarak— etrafımın kedilerle sarılması. Her yerdeler. Bu tür bir sıradanlığın insanı yatıştıran bir yanı var; program yok, hedef yok, sadece bir süreliğine şehrin içinde varsın. Böyle sessiz anlar iş temposunu dengeliyor. Eski düzeni ve düzenli konuşma kulüplerini özlesem de bu evre daha çok bir içe dönüş süreci gibi hissettiriyor. İzmir’in tadını yalnızca etkinlikler ve sorumluluklar üzerinden değil, şehri canlı kılan o küçük, sıradan detaylar üzerinden çıkarmayı öğreniyorum.


Hoşça kalın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.