Merhaba ben Seher. Sağlık yöneticisi ve Sosyal Hizmet uzmanıyım. Avusturya’daki ESC serüvenimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Keyifli okumalar.


Hayat bazen karşımıza öyle kapılar açar ki, ardındaki dünyaya adım attığınız an hayatınızın tamamen değişeceğini anlarsınız! Benim için bu muazzam serüvenin adı Avusturya ve kalplere dokunan Caritas oldu. Cebimde çılgın bir heyecan, zihnimde tatlı bir bilinmezlikle çıktığım bu bir yıllık yolculuk, hayatımın en öğretici, en dolu dolu ve en unutulmaz festivaline dönüştü!

Soğuk İklimin Sıcacık İnsanları: Ezberleri Bozuyoruz!

Avusturya denince herkesin aklına o mesafeli ve biraz da soğuk Avrupa klişesi gelir ya… Unutun gidin onu! Çünkü ben adımımı attığım açılardan itibaren, beklemediğim kadar muhteşem bir sıcakkanlılık, harika bir yardımseverlik ve kocaman bir anlayışla sarmalandım! Farklılıklara duyulan o samimi, peş hükümsüz saygıyı görmek içimi öyle bir ısıttı ki, Alplerin gölgesinde kendimi bir anda “evimde” ve tam anlamıyla güvende hissettim!Caritas: Enerji, Zorluk ve Saf Mutluluk!
Kurumda psikolojik olarak dezavantajlı harika insanlar ve dünyalar tatlısı iki çocukla tam bir yıl omuz omuza verdim! Evet, yalan yok; zaman zaman sınırlarımı zorlayan, yüksek kriz yönetimi gerektiren anlar yaşadım. Ama pes etmek mi? Asla! Tam aksine, o zorluklar beni daha da kamçıladı. Günlük rutinlerin arasında kaybolup gitmedik; çılgınlar gibi geziler düzenledik, özel günlerde kahkahalarla kutlamalar yaptık, takım günlerinde muazzam bir sinerji yakaladık! Her saniyesinde yeni bir şey öğrenirken, dezavantajlı hayatlara dokunmaya çalışırken aslında kendi ruhumun nasıl devleştiğini, nasıl büyüdüğünü gördüm!

Mutfağımız, Müziğimiz ve Önyargıları Yıkan O Muhteşem An!

Burada Türk nüfusu fazla olduğu için insanlar aslında kültürümüze, özellikle de o dillere destan yemeklerimize az çok aşiyandı. Ama ben bunu bir adım öteye taşıdım ve tam bir kültür elçisi gibi sahneye çıktım! Kurumda sadece görevimi yapmadım; nerede bir ihtiyaç varsa oraya koştum, her alanda proaktif bir şekilde elimi taşın altına koydum. Zaman zaman mutfağa geçip buram buram Anadolu kokan yemekler pişirdim, onlara ruhumuzu yansıtan ezgilerimizi dinlettim. Kurumun koridorları bizim müziklerimizle yankılandı!

Almanca İle İmtihanım ve Çenemizi Ağrıtan Kahkahalar!

Tabii ki bu süreçte en büyük maceralarımdan biri de Almanca konuşma çabamdı! Gramer kurallarını birbirine kattığım, kelimeleri yanlış telaffuz ettiğim o anlar, aramızda öyle inanılmaz bir empati ve bağ yarattı ki anlatamam! Ben konuşmaya çalıştıkça herkes beni can kulağıyla dinler, o tatlı çabamı gördükçe aramızdaki tüm mesafeler eriyip giderdi.Alplerin gölgesinde, soğuk bir Avusturya gününde işe tir tir titreyerek girip arkadaşlarıma gayet ciddi bir şekilde ‘Es ist Sonne scheint aber nicht funktioniert!’ (Güneş var ama çalışmıyor) dediğim gün, dil bariyerini kahkahalarla yıktığımızı anlamıştım! ☀❌😂Biri hapşırdığında ‘Gesundheit’ yerine ‘Sonntag!’ diyerek pazar gününü sağlık ilan ettiğim ve artık birinin hapşırması herkesin Sonntag diye bağırması ile sonuçlandığı, gülmekten çenemizin ağrıdığı, Caritas bünyesinde dezavantajlı harika insanlarla ve çocuklarla omuz omuza geçen koskoca bir yıl… ✨
O an anladım ki; kusursuz bir dil konuşmak değil, kalpten konuşmaya çalışmak insanları birbirine yakınlaştırıyor!Tabii ki bu bir yıl sadece kurumdaki mesaimden ibaret değildi; projeminsınırlarını öyle bir aştım ki! Dünyanın dört bir yanından gelen, farklıkültürlerin rengini taşıyan vizyoner insanlarla tanıştım ve ömür boyu sürecekharika dostluklar biriktirdim. Avusturya’nıno eşsiz coğrafi konumunu dafırsat bilip sırt çantamı taktığım gibi sınırları geçtim; farklı ülkeleri,şehirleri, kültürleri keşfettim. Tren camlarından yeni ufuklara bakarken, pasaportuma eklenen her yeni ülkede ve kurduğum her yeni dostlukta aslındakendi sınırlarımı ne kadar genişlettiğimi fark ettim. Bu macera bana sadecebir iş deneyimi değil, sınırtanımayan global bir aile vevizyon kazandırdı!

Ve işte o an geldi… Yolculuğumun en büyük madalyası, ekiparkadaşlarımın gözlerindeki o ışıltıyla kurdukları şu cümle oldu:

“Türkiye’deki insanların bu kadar içten, bu kadar sıcakkanlı, azimli ve yardımsever olduğunu gerçekten bilmiyorduk!”

İşte o an hissettiğim gururu, kalbimin nasıl güm güm attığını tarifetmeye kelimeler yetmez! Sadece bir gönüllü değil, önyargıları parça parça edenbir köprü olmuştum orada!

Tabii ki Alplerinkalbine uzanan bu muazzam serüvenbir tesadüf değildi.Hayallerimi gerçeğedönüştüren, bana bu yolun kapılarını açan Pi Gençlik Derneği’ne kocaman birteşekkür borçluyum! Türkiye’deki gençlerin sınırları aşması, küresel vizyonkazanması ve benim gibi kendi hikayelerini yazması için gece gündüz çalışan buharika ekip, sadece bir dernek değil; gençliğin potansiyelini gerçeğedönüştüren muazzam bir köprü. ❤

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.