Ekim 2025’te Türkiye’den Letonya’nın Liepāja şehrine, rüzgarların ve Baltık Denizi’nin hırçın dalgalarının arasına uzanan yolculuğum başladığında, beni neyin beklediğini tam olarak bilmiyordum. Rude adında küçük bir yerleşkede, doğayla iç içe bir okul binasında yaşamaya başladım. İlk günlerdeki o sessiz ve dondurucu hava, zamanla yerini yüksek bir tempoya ve yeni bir kültürün sıcaklığına bıraktı. Bu proje benim için sadece yeni bir ülke görmek değil, aynı zamanda sınırlarımı zorladığım, hem fiziksel hem de zihinsel olarak kendimi yeniden inşa ettiğim bir dönüm noktası oldu.

Gönüllülük sürecim bir tatilden çok uzak, gerçek hayatın tam içinden bir deneyimdi. Kimi zaman merkez ofiste yardım kolileri yükleyip kilometrelerce ötedeki ihtiyaç sahiplerine ulaştırdım, kimi zaman da medikal araçla yatalak hastaların hastane transferlerinde görev aldım. Bunun yanında anaokullarında çocuklara ilk yardım eğitimleri verdik, yaşlı bakım evlerinde ve engelli merkezlerinde atölyeler düzenledik. Saha çalışmalarının verdiği fiziksel yorgunluğun yanı sıra dijital alanda da sorumluluklar aldım. Kurumun web sitesini sıfırdan kodlayıp tasarladım ve bölge için büyük bir etkinlik olan Rude Maratonu’nun tüm planlama sürecini üstlendim. Nisan ayında kurum aracıyla Polonya-Ukrayna sınırına kadar gidip topladığımız yardımları teslim ettiğimiz o uzun ve yorucu yolculuk ise hayatım boyunca unutamayacağım anılardan biri olarak hafızama kazındı.

Bu yoğun temponun içinde en keyif aldığım kısımlardan biri şüphesiz kültürel alışverişti. Letonyalılar ilk başta mesafeli görünseler de aslında kendi tarihlerine, geleneklerine çok bağlı ve içten insanlar. Onların yerel danslarına katıldım, 18 Kasım Bağımsızlık Günü’nde binlerce insanla birlikte ellerimizde fenerlerle yürüdüm ve zaten aşina olduğum avcılık kültürlerini bir de onların pratikleriyle, doğanın tam kalbinde deneyimleme fırsatı buldum. Letonya’nın geleneksel sauna ritüelini bizzat yaşamak ise benim için eşsiz bir dinlenme anıydı. Meşe yapraklarıyla tütsülendiğim, tuz ve kehribar ile yapılan masaj sayesinde tüm o yoğunluğun yorgunluğunu attığım bu deneyim, yerel halkın doğayla kurduğu şifa bağını doğrudan hissetmemi sağladı. Ben de karşılık olarak onlara kendi kültürümüzü tanıttım. Ev sahibi kurumumun yetkilileri daha önceden Türkiye’yi gezmiş ve kültürümüze aşina insanlardı. Etkinliklerde yaptığım irmik topları, hazırladığım Türk usulü tavuk ızgaralar ve anaokulu çocuklarına öğrettiğim geleneksel sokak oyunlarımız burada çok sevildi. İki farklı kültürün aslında birbirine ne kadar kolay uyum sağlayabildiğini görmek çok değerliydi.

Elbette her şey her zaman kusursuz ilerlemedi. Ekip içi iletişimde yaşanan fikir ayrılıkları, ortak yaşamın getirdiği sorumluluk paylaşımı zorlukları ve Letonya’nın sert kış şartları zaman zaman beni yıprattı. Ancak tüm bu zorlu süreçte yalnız değildim; gönderen kuruluşumun ve bana atanan danışmanlarım Süleyman Kodal ile Şermin Çolak’ın desteği benim için çok önemliydi. Henüz Letonya’ya gelmeden önce gönderen kuruluşum tarafından verilen kalkış öncesi eğitim, sonrasında gerçekleştirdiğimiz düzenli görüşmeler ve doğru yönlendirmeler, sahada karşılaştığım krizleri çok daha sağlıklı yönetmemi sağladı. Arka plandaki bu güçlü destek ve sahada yaşadığım deneyimler, bana kendi öz disiplinimi sağlamayı, yalnız kaldığımda motivasyonumu üretmeyi ve sorunlar karşısında profesyonel kalarak çözüm odaklı çalışabilmeyi öğretti.

Aylarca süren bu maceranın sonuna yaklaşırken, o ilk gün uçaktan izlediğim karlı manzaraya artık çok daha olgun, ne istediğini bilen ve Avrupa’nın bir ucunda yerel halkın hayatına dokunarak kalıcı izler bırakmış biri olarak bakıyorum. Bu süreç bana gösterdi ki gönüllülük sadece başkalarına yardım etmek değil, o yardımın ve çabanın içinde insanın kendi potansiyelini keşfetmesidir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.