Ben Nadia ve beş aydır İzmir, Türkiye’de gönüllülük yapıyorum.
Başlangıçta uzak bir plan gibi gelse de yavaş yavaş yeni rutinler, alışılmadık sesler ve perspektifimi sessizce yeniden şekillendiren anlarla dolu bir günlük yaşantıya dönüştü. Bu aylarda farklı ülkelerden ve kültürlerden insanlarla çok kıymetli bağlantılar kurdum. Böylesine uluslararası bir ortamda yaşıyor ve çalışıyor olmak başta İngilizce ve Türkçe olmak üzere yabancı dil becerilerimi önemli ölçüde geliştirmemi sağladı. Çay içerken, derslerde veya şehirde gezinirken olsun nasıl olduğu fark etmeksizin her konuşma
öğrenme sürecimin bir parçası haline geldi. Burada dil yalnızca bir araçtan daha fazlası bir köprü niteliğinde.
Tanıştığım insanlar bu sürecin en önemli kısımlarından biri. Onlarla paylaştığımız yemekler, spontane geziler, sahil boyunca uzun yürüyüşler ve akşamın geç saatlerine kadar uzanan sohbetlerle rehber kitapların da ötesinde Türk kültürünü keşfediyoruz. Onlar sayesinde Türkiye artık yalnızca haritada bir nokta olmaktan çok daha fazlası oldu.
Burası yaşanmışlık dolu, tanıdık ve son derece insani hissettiriyor. Zamanla gönüllü çalışmalarımın işleyişi değişti. Liderlik ettiğim derslerin sayısı azaldı ve şu an günlerimin çoğunu ofiste tek grupla çalışarak geçiriyorum. Bu değişim ilk başta kolay olmasa da bana düşünmek ve gelişmek için alan tanıdı. Liderlik faaliyetlerindeki güvenimin nasıl arttığını net bir şekilde görebiliyorum. Bir zamanlar göz korkutan görevler artık daha doğal geliyor ve rolümde kendimi daha rahat hissediyorum. Her hafta kendime güvenim daha çok artıyor ve işimde de kendini gösteriyor.
İzmir’in kendisi de bu deneyimin büyük bir parçası haline geldi. Bu şehri, ritmini, samimiyetini ve denizin günlük hayata her an dahil oluşunu gerçekten çok seviyorum. Burada değişimin o yoğunluğunu dengeleyen kendine has bir sakinlik var. Bu sürecin yarısının çoktan geride kaldığının farkına vardıkça içime hüzün çöküyor. Zaman beklediğimden daha hızlı geçti ve buradan ayrılma düşüncesi şimdiden ağır geliyor.
Türkiye’deki son aylar gönüllülükten çok daha fazlasıydı. Bana sabrı, iletişimi ve kendimi keşfetmeyi öğretti ve İzmir’den ayrıldıktan çok sonra da benimle kalacağını bildiğim bir deneyim oldu.

