İlk ayım resmen göz açıp kapayıncaya kadar geçti… Ama o kadar dolu geçti ki bazen “Ben gerçekten buradayım, değil mi?” diye düşündüğüm anlar oldu. Bu ay daha çok ekip içi etkinliklerle ve önümüzdeki kültür kampı hazırlıklarıyla geçti. Kültür tanıtımları için sunumlar hazırladık, planlar yaptık ve her gün biraz daha birbirimize alıştık. Başta her şey yeni ve biraz karmaşık gelmişti ama zamanla bu düzenin içinde kendime bir yer açtığımı hissettim.

En güzeli çocuklar ve gençlerle bir araya gelmekti… Onlarla oyunlar oynamak, etkinlikler yapmak, birlikte gülmek bana çok iyi geldi. Yerel halkla kaynaşmayı destekleyen aktiviteler de bu deneyimi daha anlamlı kıldı. Bir yardım gecesinde çocuklarla oyunlar oynadık, geceyi şenlendirdik, sanat atölyeleri yaptık, hatta at çiftliğine gidip atları ziyaret ettik. Ve tabii ki… Sevgililer Günü için hazırlık yapmak da ayrı bir keyif kattı.

Hafta sonları da biraz nefes alıp yeni yerler keşfetmeye çalıştım. Bazen bir şehir, bazen bir ülke… Hepsi benim için ayrı bir hikâye oldu. Ama bu ayın en özel taraflarından biri kesinlikle dil konusu… İngilizceye sıfırdan başladım ve gerçekten ilerlediğimi hissediyorum. Her gün biraz daha açılıyorum. Bunun yanında Polonca dersleri de alıyorum ve “Yapabiliyorum!” hissi inanılmaz motivasyon veriyor.

Belki en önemlisi… psikolojik olarak da güçlendiğimi fark ettim. Bazen bir şeyleri anlamayabilirim, yapamayabilirim ama bunun dünyanın sonu olmadığını öğreniyorum. Her şeyin hemen mükemmel olmasına gerek yok. Akışa bırakmayı, süreç içinde öğrenmeyi ve kendime daha yumuşak yaklaşmayı öğreniyorum.


Kısacası bu ilk ay hem öğretici, hem duygusal, hem de çok gerçekti. Yorulduğum anlar oldu ama bir yandan da kendimle gurur duyduğum çok fazla an birikti. Daha yolun başındayım ama şimdiden biliyorum ki bu deneyim bende kalıcı ve anlamlı bir iz bırakacak. “

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.