Avrupa’nın kuzeyinde, Baltık Denizi kıyısında küçük ama kendine özgü bir ülke: Letonya. Hem kültürü hem de doğasıyla keşfedilmeye değer, sakin ve huzurlu bir ülke. Benim için bu yolculuk, sadece farklı bir ülkeye seyahat etmek değil, kendimi yeniden keşfetmek anlamına da geliyordu. Aynı zamanda gönüllülük projesinde yer almak hayatın farklı yönlerini deneyimlediğim bir duraktı.


Merhaba ben Ayşegül. Letonya’ya gidiş amacım, bir yaşlı bakım evinde gönüllü olarak çalışmak oldu. Burada yaşlı bireylerin günlük yaşamlarına destek verdim, onların sosyal ihtiyaçlarına katkıda bulundum ve birlikte zaman geçirdim. Dil konusunda bazı zorluklar yaşasam da bu, deneyimi daha da anlamlı kıldı. Çoğu yaşlı birey Letonca veya Rusça konuşuyordu, ben ise İngilizce biliyordum. Bu durumda iletişimimiz genellikle beden dili, mimikler ve küçük jestler üzerinden kuruldu. Zamanla Letonca’da birkaç temel ifade öğrenerek günlük etkileşimlerimi kolaylaştırmaya başladım. Bu küçük çabalar bile sakinlerin yüzünde gülümseme yaratıyordu. Yaşlı bireylerle çalışmak bana sabrın, empatiyle yaklaşmanın ve küçük şeylerin değerini bilmenin önemini öğretti. Birlikte yaptığımız etkinliklerde onların gözlerindeki mutluluğu görmek, gönüllülük yapmanın toplumsal faydasını birebir hissetmemi sağladı. Yaşlı bakım evindeki gönüllülüğümün yanı sıra, zaman zaman çocuklarla çalışan gönüllülere de destek oldum. Bu sayede farklı yaş gruplarıyla iletişim kurma fırsatı buldum. Çocuklarla yapılan etkinlikler daha enerjik, eğlenceli ve yaratıcıydı. Onlarla çalışmak bana esnek olmayı, hızlı düşünmeyi ve farklı yöntemler geliştirmeyi öğretti. Böylece gönüllülük deneyimim daha da zenginleşti.

Letonya’nın Rujiena bölgesi doğanın tam kalbinde, sessiz ve sakin bir alandaydı. Çevremi saran ormanlar, göller ve geniş yeşil alanlar bana büyük bir huzur verdi. Şehir hayatının koşuşturmasından uzakta, özgürce nefes alabildiğim, kendimi tamamen doğaya ait hissettiğim bir yerdeydim. Letonya’nın doğal güzellikleri bana her gün yeni bir ilham kaynağı oldu. Özellikle yaz aylarında, sıcak günlerde gölde yüzme deneyimi unutulmazdı.
Hava koşulları büyüdüğüm coğrafyanın koşullarından oldukça farklıydı. Letonya, genellikle soğuk ve yağmurlu iklimiyle biliniyor. Özellikle ilkbahar ve yaz aylarında şiddetli ve esintili yağmurlar, gün içinde değişen hava durumu günlük yaşamın bir parçası. Ancak bu hava, ülkenin kendine has melankolik ama büyüleyici atmosferini de beraberinde getiriyordu. Yağmur altında yürümek, sisli sabahları görmek, adeta ülkenin ruhunu daha derin hissetmemi sağladı. Letonya’daki gönüllülük sürecimin en keyifli yanlarından biri bisiklet oldu. Her gün yaşlı bakım evine bisikletle gidip gelmek, bana hem özgürlük hissi verdi hem de doğayla iç içe huzurlu anlar yaşattı. Sabahları serin havada bisiklete binmek, günün en güzel başlangıçlarından biriydi. Boş zamanlarımda ise bisikletimle çevreyi keşfettim. Orman yolları, göl kenarları ve küçük kasabalar, bu yolculukların bana sunduğu sürprizlerdi. Kısacası, bisiklet Letonya’daki günlerimin en doğal ve en keyifli parçasıydı.

Riga, başkent olmasının yanı sıra tarihi dokusu, mimarisi ve canlı atmosferiyle büyüleyiciydi. Aynı zamanda Baltık bölgesinin diğer ülkelerini de gezerek farklı kültürleri tanıma imkânı buldum. Letonya küçük bir ülke olsa da kültürel olarak oldukça zengin. Leton halkı doğayla iç içe yaşamayı çok önemsiyor. Ormanlar, göller ve kıyılar onların günlük yaşamının doğal bir parçası. Yaz aylarında doğada vakit geçirmek, kışın ise aileyle birlikte evde zaman geçirmek çok yaygın. Ayrıca Letonya’nın halk şarkıları ve festivalleri de kültürel mirasın önemli bir parçasını oluşturuyor. Özellikle yaz gündönümü kutlamalarında (Jāņi festivali) insanlar ateşler yakıyor, şarkılar söylüyor ve sabaha kadar doğada vakit geçiriyor. Bu festival, Letonların doğa ile olan bağını açıkça gösteriyor.
Letonya’da kaldığım süre boyunca yalnızca bu ülkeyi değil, çevresindeki birçok ülkeyi de ziyaret etme şansım oldu. Fırsat buldukça farklı şehirler ve ülkeler keşfetme şansı yakaladım. Bu yolculuklar bana sadece yeni şehirler görme fırsatı değil, aynı zamanda farklı kültürleri, yaşam tarzlarını ve bakış açılarını tanıma imkânı sundu. Bu da gönüllülük deneyimime ayrı bir değer kattı.


Kişisel Kazanımlarım
Letonya’daki gönüllülük deneyimim, bana sadece yeni bir ülke tanıtmakla kalmadı, aynı zamanda kendi iç dünyama dair pek çok şey öğrenmemi sağladı. Bu süreçte kazandığım en önemli şeylerden biri, sabır oldu. Yaşlı bireylerle çalışmak, her şeyin hızlıca gerçekleşmediği, aksine zamanın daha yavaş aktığı bir ortamda bulunmayı gerektiriyordu. Onların ihtiyaçlarını anlamak, iletişim kurmak için kelimelerden çok duygulara kulak vermek bana sabırlı olmayı, acele etmeden anda kalmayı öğretti.
Bir diğer önemli kazanımım ise empati yeteneğimin güçlenmesi oldu. Dil bariyerleri nedeniyle çoğu zaman kendimi ifade etmekte zorlandım, aynı şekilde karşımdaki insanların da kendilerini bana anlatmakta zorlandıklarını gördüm. Böyle anlarda sözlerden çok beden dili, küçük jestler, gülümsemeler devreye girdi. Bu bana, iletişimin yalnızca kelimelerden ibaret olmadığını; duygular, niyetler ve samimiyetle de güçlü bağlar kurulabileceğini gösterdi. Ayrıca, çok kültürlü bir ortamda yaşamak bana açık fikirli olmayı öğretti. Farklı ülkelerden gelen gönüllülerle aynı çatı altında bulunmak, her gün farklı bakış açılarıyla tanışmamı sağladı. Onların yaşam tarzlarını, değerlerini, alışkanlıklarını öğrenmek kendi düşüncelerimi sorgulamama ve genişletmeme vesile oldu. Bu da bana, farklılıkların bir zenginlik olduğunu daha derinden hissettirdi.

Letonya’daki doğal yaşamın içinde olmak ise bana huzurun ve sadeliğin değerini öğretti. Sessiz orman yürüyüşleri, yağmurlu günlerde pencereden dışarıya bakmak ya da güneş açtığında gölde yüzmek… Bunların hepsi bana modern hayatın koşuşturmasında unuttuğum şeyleri yeniden hatırlattı: Yavaşlamak, doğanın ritmine uyum sağlamak ve basit anların keyfini çıkarmak. Bu süreç aynı zamanda bana özgüven de kazandırdı. Bilmediğim bir ülkede, farklı bir dilin konuşulduğu bir ortamda tek başına yol almak başlangıçta ürkütücüydü. Ama zamanla zorlukların üstesinden gelebileceğimi, yeni bir düzene uyum sağlayabileceğimi ve farklı kültürler içinde kendime bir yer bulabileceğimi gördüm. Bu da bana “her yerde kendi yolunu bulabilirsin” duygusunu verdi.
Kısacası, Letonya yolculuğum sadece bir seyahat değil, aynı zamanda kendimi yeniden keşfettiğim, içsel olarak büyüdüğüm ve hayatımın ilerleyen dönemlerinde bana ışık tutacak kazanımlar elde ettiğim bir deneyim oldu.
Hüzünlü Bir Veda, Umutlu Bir Başlangıç
Her yolculuğun bir başlangıcı olduğu gibi bir de bitişi vardır. Letonya’da geçirdiğim zamanın sonuna yaklaştıkça, içimde farklı bir duygu dalgası yükselmeye başladı. Günler ilerledikçe, yaşlı bakım evinde tanıdığım insanların yüzleri, doğada yaptığım yürüyüşlerin huzuru ve yağmurun pencereme vuran sesi hafızamda daha da canlı hâle geldi. Vedanın yaklaştığını bilmek, bu anların değerini katbekat artırdı.
Letonya’dan ayrılmak benim için yalnızca bir ülkeyi geride bırakmak değildi; aynı zamanda alıştığım yaşam düzeninden, kurduğum bağlardan ve bana çok şey katan deneyimlerden uzaklaşmaktı. Ama bu hüzün, geride kalanların değerini daha çok hissettirdi ve bana anıların ne kadar güçlü olduğunu gösterdi. Her veda biraz eksiltir, ama aynı zamanda içimizde yeni yollar açar. Letonya’dan ayrılırken hem bir hüzün taşıyordum hem de bana kattıklarıyla ilerideki yolculuklara daha güçlü adımlarla yürüyebileceğimi biliyorum.