Türkiye’deki gönüllülüğümün altı ayını şimdiden geride bıraktığıma inanması zor. Bilinmeze doğru heyecan verici bir adım olarak başlayan bu süreç yerini zamanla rutine, kurulan bağlara ve kişisel gelişime bıraktı. Buradaki deneyimim zamanla ilk geldiğimde aklımın ucundan bile geçmeyeceği bir yöne evrildi. Ocak ayıyla birlikte gönüllülük faaliyetlerimiz önemli ölçüde değişti. Maalesef, başta işimizin büyük bir
bölümünü oluşturan anaokullarına artık gitmiyoruz. Başta her ne kadar hayal kırıklığına uğratsa da bu değişiklik yeni ve aynı derecede anlamlı diğer fırsatlara olanak sağladı. Ayrıca bizi toplulukla etkileşim kurmak için daha yaratıcı düşünmeye ve farklı yollar keşfetmeye itti.

Geçen ayların en etkili deneyimlerinden biri, diğer gönüllülerle birlikte cinsiyet eşitliği üzerine olan bir atölye çalışması düzenlemek ve sunmaktı. Çocukların cinsiyet eşitliğini anlamalarına yardımcı olmak adına, yaşlarına uygun bir yaklaşımla klişeleri sorguladığımız açık sohbetler gerçekleştirdik. Çocukların ne kadar düşünceli, meraklı ve ilgili olduklarını görmek bana eşit bir gelecek inşa etmede erken eğitimin ne kadar
önemli olduğunu hatırlattı. Öğrenmenin karşılıklı olduğu bir ortamın parçası olmak bana güç verdi. Benim için özellikle çok değerli olan bir diğer atölye çalışması da sokak kedileri için kartondan evler yaptığımız atölyeydi. Türkiye’de zaman geçirmiş herkes kedilerin her yerde olduğunu ve günlük yaşama büyük ölçüde dahil olduklarını bilir. Kış aylarında geceler aşırı soğuk ve rüzgârlı olabildiğinden birçok sokak kedisi
kendilerini sıcak tutmakta zorlanır. Birlikte, onları hava koşullarından korumak için basit ama sıcak yuvalar yaptık. Küçük ama bir o kadar da anlamlı bir eylemdi. Ve açıkçası şimdiye kadar çok sayıda kedi sevdim. Şimdiye kadar gönüllü olarak çalıştığım süre içindeki en unutulmaz anlardan biri, özel ihtiyaçları olan kişilerle Ödemiş’e yapılan günübirlik bir geziye eşlik etmekti. Gezi bana birçok yeni, ilham verici ve gerçekten ilgi çekici insanlarla tanışma fırsatı sağladı. Tamamen sıcacık, neşeli ve samimi bir ortamdı. Sadece o günün ötesinde, gelecekte onlarla olası atölye çalışmalarını tartışma ve planlama fırsatı bulduk ve bu da bizi çok heyecanlandırdı. Bu bağlantının devam edeceğini bilmek deneyimi çok daha özel kılıyor.

Gönüllü çalışmalar dışında, Türkiye’deki hayatım basit mutluluklarla dolu. Arkadaşlarımla birlikte, rahatlatıcı ev yemeklerinden sokak lezzetlerine kadar sayısız lezzetli Türk yemeğinin tadını çıkardım. Günlük pratikler ve çevremdeki insanların sabrı sayesinde Türkçem beklediğimden de çok gelişti. Yavaş ama emin adımlarla,
sohbetler daha kolay, daha doğal ve daha tatmin edici hale geliyor. Dönüp geçen altı aya baktığımda yalnızca bir gönüllü olarak değil aynı zamanda bir birey olarak ne kadar geliştiğimi görüyorum. Bu deneyim bana uyumu, empatiyi ve topluluğun değerini öğretti. Her ne kadar buradaki yolculuğum henüz bitmemiş olsa da şimdiden Türkiye’nin bana kattığı her şey için minnettarım.