Benim adım Giulia. 25 yaşındayım ve İtalya’dan gelen bir gönüllüyüm. Nisan 2026’nın sonunda Türkiye’ye hiçbir beklenti olmadan geldim; ancak şimdi buradan, geldiğimden çok daha fazlasını yanımda götürerek ayrılıyorum.

Geçirdiğim her an benim için ayrı bir deneyime dönüştü; her ne kadar bunların yalnızca bir kısmı gerçekten unutulmaz anılar arasında yer alsa da. Bir ülkeyi ve onun kültürünü tanımak için iki ay gerçekten çok kısa bir süre. Ama zamanın sınırlı olduğunu bilmek, normalde cesaret edemeyeceğiniz ya da fırsat bulamayacağınız birçok şeyi deneyimlemeye sizi teşvik ediyor.

İzmir, Türkiye’nin en ilerici şehirlerinden biri olarak görülüyor. Batı bölgesinin en gelişmiş kentlerinden biri, muhalefetin güçlü destek gördüğü, ülkenin birçok yerinde kolay kolay karşılaşamayacağınız açık gece hayatı, belirgin laik yaşam tarzı ve daha özgür bir kamusal kültüre sahip bir şehir.

İzmir, birçok yönüyle Avrupa şehirlerini andırırken aynı zamanda Türk kültürel mirasını da güçlü bir şekilde yaşatıyor. Aynı sokakta hem şort giyen kadınları hem de peçe (nikap) takan kadınları görebileceğiniz; modern ofis binaları ve gökdelenlerin, birkaç mahalle ötede Osmanlı döneminden kalma tarihi ve rengârenk evlerin bulunduğu daha mütevazı semtlerle yan yana var olduğu bir şehir.

Bu zıtlık, gönüllülük çalışmalarının içinde de kendini gösteriyor. Bir gün deniz manzaralı, heykellerle süslü, sanat kulüplerine sahip görkemli bir lisede İngilizce dersleri veriyorsunuz; ertesi gün ise bir dağın zirvesindeki mahalle kadınlarına yönelik bir okulda aynı heyecanla eğitim faaliyetlerine katılıyorsunuz.

Toplumsal sınıf, etnik köken, dil, kültür ve mutfak açısından sahip olduğu bu çeşitlilik, İzmir ve batı kıyılarından ayrılıp İç Anadolu’ya ve Doğu’ya doğru ilerledikçe çok daha belirgin hâle geliyor. Sanki aynı ülkenin içinde bambaşka dünyalara adım atıyorsunuz.

Ancak Türkiye’yi Türkiye yapan da tam olarak bu. Bir zamanlar büyük bir imparatorluğun mirasını ve kültürel zenginliğini hâlâ taşıyan, birbirinden farklı kimlikleri bir arada barındıran bir ülke.

İki ay, bu ülkeyi gerçekten anlamak için yeterli değildi. Ama bana bir şeyi kesin olarak gösterdi: Bir gün yeniden geri dönmek ve Türkiye’yi daha yakından tanımaya devam etmek istiyorum.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.