Merhaba herkese. Bu yazıda sizleri Akdeniz’in kalbine, sıcacık bir yolculuğa çıkaracağım😊
Peace of Art projesi kapsamında, 16–26 Mayıs tarihleri arasında İtalya’nın kuzeyinde, yemyeşil tepelerin ardında gizlenmiş, küçük ve huzurlu bir köy olan Camposilvano’ya doğru yola çıktık. Verona’dan bindiğimiz otobüs, bizi kıvrımlı yollardan geçirerek uçsuz bucaksız kır manzaraları eşliğinde bu saklı köye götürdü. Uzun ama keyifli bir yolculuğun ardından, nihayet Camposilvano’nun o sessiz ve büyüleyici atmosferine ulaştık. Köye ilk adımımı attığım an, doğanın sakinliği ve etrafı saran huzur beni hemen içine çekti. Bu saklı köyde beş farklı ülkeden gelecek olan katılımcılarla birlikte unutulmaz bir deneyim yaşayıp kalıcı dostluklar kuracaktık. Etrafı meraklı bakışlarla izledikten sonra kalacağımız hostele doğru yola koyulduk. Hostele vardıktan sonra biraz soluklandık ve ardından diğer katılımcı arkadaşlarımızı beklerken akşam yemeği için masaları hazırlamaya başladık. Daha ilk günden katılımcılarla aramızda samimi bir bağ oluştu. Farklı diller konuşsak da gözlerimizin içindeki heyecan, gülümsemelerimizdeki içtenlik ve birlikte geçireceğimiz bu eşsiz projeye dair hissettiğimiz merak ortaktı.
Ertesi gün Camposilvano’da güneşli ve huzurlu bir güne uyandık. Projenin ilk gününde birbirimizi tanımaya yönelik küçük oyunlar oynadık. Büyük bir çember oluşturup herkesin adını sırasıyla melodili bir şekilde söyleyip öğrenmeye çalıştık. Kağıtlara birbirimizin portlerini çizdikten sonra programa göz gezdirerek projede neler yapacağımızı, süreci nasıl yönetmemiz gerektiğini ve almamız gereken sorumlulukları tek tek öğrendik. Tanışma ve tanıtım faslı sonrası ise projenin detaylarına yavaş yavaş indik. İlk olarak ‘Frustration game’ adlı bir oyun oynadık. Amaç sınırları çizilmiş olan labirentte gözleri bağlı olan lideri çizilen sınır çizgilerine basmadan çıkış noktasına ulaştırmaktı. Bu bir ekip oyunuydu. Karşılıklı müzakere edip farklı ve yaratıcı stratejiler geliştirip lideri çizgilere basmadan çıkış noktasına ulaştırdık. Farklı kültürlerden gelmiş olsak da amacımız ortak bir çatı altında birlik olup çözümcül şekilde düşünüp hareket etmekti.
Peace of Art projesi çeşitli sorunları ele alıp bunları yaratıcı ve çarpıcı bir şekilde ifade etmek ve bilinç aşılamak üzerine geliştirilmişti. Bu proje süresince farklı gruplar içinde çalışarak kısa sürede yaratıcı düşünme becerilerimizi etkili bir şekilde geliştirdik. Karşılaştığımız sorunlara farklı çözümler üretmeyi, gruplar içinde fikir alışverişi yaparak görevleri nasıl daha etkili şekilde yürütebileceğimizi öğrendik. Günlük hayattaki çatışma türlerinden yola çıkarak, dünyada yaşanan genel çatışma türlerini ele aldık ve bu çatışma türlerine çözümler sunduk. EuroMED bölgesinde yaşayan gençlerin karşılaştığı zorlukları ve ihtiyaç duydukları gereksinimleri ele aldık. Nasıl gençlik katılımını arttırabiliriz diye beyin fırtınası yapıp gençlik alanını kapsayıcı çeşitli fikirler ortaya attık. Ortaya attığımız fikirler bir başka fikri besleyip filizlendirdi. Sadece fikirleri tartışmakla kalmadık onları sahneye de taşıdık ve renkli anlara şahit olduk. Resmi öğrenme, yaygın öğrenme ve kendiliğinden öğrenim kavramlarını ele alıp küçük skeçler hazırladık ve gruplar halinde sahnede sunduk. Barışın sanatla vücut bulmuş hali sadece resmetmeyi kapsamıyordu; aynı zamanda konuşarak diplomasi yoluyla, tiyatro aracılığıyla sahnede bir şeyleri canlandırarak da ifade ediliyordu. Proje boyunca farklı rollere bürünüp fikirlerimize sahnede hayat verdik. Sosyal sorunları ele alan yaratıcı videolar çektik ve bilinç aşılamayı hedefledik. Yaratıcı posterler hazırlayarak barışı tüm renklerin diliyle resmetmeye çalıştık ve hayalimizdeki ideal dünyaya hâkim olan gerçekliği sanatsal dokunuşlarla ifade ettik. Camposilvano’nun yemyeşil kırlarında kaybolarak doğanın büyüleyici güzelliğini keşfettik ve her adımda huzuru hissettik.
Akşam vakti geldiğinde ise 6 farklı ülkenin yer aldığı kültürel geceler düzenledik; farklı kültürlerin zenginliğine tanıklık ederken, geleneksel yemeklerini tattık, danslarını öğrenip ritimlerine eşlik ettik. Biz de aynı heyecanla ülkemizi en güzel şekilde temsil ettik; Türk kahvesi hazırlayarak misafirlerimize geleneksel kahve kültürümüzü yaşattık, kına gecesi düzenleyerek Anadolu’nun renkli geleneklerinden birini tanıttık. Türkiye’den getirdiğimiz yöresel tatları ikram ederek kültürümüzü hem damaklarda hem de kalplerde iz bırakacak şekilde tanıttık. Bu proje, farklı kültürlerle buluşmanın ötesinde, kendimi derinlemesine keşfettiğim, sınırlarımı aşarak düşünce ve bakış açımı genişlettiğim, aynı zamanda birlikte üretmenin ve dayanışmanın gerçek anlamını hissettiğim unutulmaz bir yolculuk oldu. Sanatın, doğanın ve kurduğumuz samimi bağların iç içe geçtiği bu eşsiz süreçte, barışın ve anlayışın evrensel bir dil olduğunu yeniden kavradım…