Merhaba, ben Gökhan. Size Polonya’da geçirdiğim iki ayın üzerimdeki kalıcı etkisinden bahsetmek istiyorum.

Tam olarak nedenini kestiremesem de bu deneyim benim için gerçekten unutulmazdı. Daha önce iki farklı projeye daha katılmıştım fakat ilk defa bir gruptaki tek Türk bendim. Kendimi İtalyan, Fransız, İspanyol, Moğol, Ukraynalı, Amerikalı, Hong Konglu, Pakistanlı ve Kenyalı gönüllülerin arasında buldum. Hayatımda başka kültürlere ve ülkelere dair hiç bu kadar çok şeyi bu kadar kısa bir sürede öğrenmemiştim.

Bu kültürel zenginlik, birlikte yaşadığımız eve ve özellikle mutfağımıza da yansıdı. Evdeki arkadaşlarla aramızda çok kısa sürede harika bir bağ oluştu ve yemekleri her gün birlikte pişirmeye başladık. Bir gün ben Türk mutfağından bir şeyler hazırlıyordum, ertesi gün Hong Kong usulü tavuklu ramen, bir başka gün ise Pakistan usulü tereyağlı tavuk ya da adını tam bilmediğim nefis bir İspanyol yemeği yiyorduk.

Hatta itiraf etmeliyim ki evdeki herkesin mercimek çorbası hayranı, yayla çorbası tutkunu olması tamamen benim suçum. İspanyol ev arkadaşımın ülkesine dönerken bavuluna tarhana koyması da cabası. İki ay boyunca mutfağa her girdiğimde bizim lezzetleri denettim ve istisnasız hepsi bayıldı. Sayemde en azından birkaç kişi daha Türkiye’yi yalnızca kebaptan ibaret görmüyor artık.

Mutfaktaki bu sıcak ortam, evin her köşesine ve birlikte geçirdiğimiz her ana yayıldı. Sanırım hayatımın geri kalanında Polonya’da yaptığımız film ve karaoke gecelerini hiç unutmayacağım. Birlikte yoga yaptığımız günleri, hatta en basitinden hep beraber markete gidişlerimizi bile özleyeceğim. Normalde içe dönük biri olmama rağmen o iki ay boyunca odama neredeyse odamda hiç vakit geçirmedim. Bu değişimi kendimde görmek paha biçilemezdi.

Tabii ki her şey sadece evdeki keyifli vakitlerden ibaret değildi, yürüttüğümüz proje de benim için çok tatmin ediciydi. Ben kendimi daha iyi tanımak ve gerçekten bir şeylerin parçası olmak istiyordum. Bu yüzden gezmek ve eğlenmek bir yana gerçekten çalışmak da istiyordum. Çocuklarla oyunlar oynamak, onlara kültürel sunumlar hazırlamak ve yaşlılarla atölyeler yapmak bana bunu fazlasıyla verdi. İlk defa gerçekten bir işe yaradığımı ve birilerinin hayatına dokunabildiğimi hissettim.

Tüm bu güzelliklerin ardından ‘Aynı projeye tekrar katılır mısın?’ diye sorsalar, açıkçası cevabım hayır olur. Çünkü biliyorum ki tekrar gitsem gözlerim hep o ilk ekibi arar, kurduğumuz o eşsiz düzeni özlerdim. Proje bittiğinde ‘Keşke biraz daha uzun sürseydi’ bile demedim, çünkü o kadar çok anı biriktirmiştim ki hepsini sindirebilmek için zamana ihtiyacım vardı. Ama bu deneyimi en baştan, o ilk heyecanla yaşama şansım olsaydı her şeyi bir kenara bırakıp hiç düşünmeden yine giderdim.

Artık hepimiz kendi ülkelerimize döndük. Fakat hiçbirimiz Polonya’ya ilk adım attığımız kişiler değiliz; hepimiz biraz daha farklı, biraz daha büyümüş olarak evdeyiz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.