Avrupa Dayanışma Programı (European Solidarity Corps – ESC) kapsamındaki gönüllülük projem, 1 Eylül 2025 tarihinde Türkiye’nin İzmir şehrinde başladı. Uçağım Türk topraklarına indiği ve havaalanından ayrılarak yeni macerama ilk adımımı attığım gün, beni renkleri ve sıcaklığıyla öne çıkan bambaşka bir kültürel ve sosyal yaşam karşıladı. Ve gerçekten de sıcaktı. Almanya’nın en kuzey bölgelerinden birinden gelen biri olarak, Türk yaşamının hareketli ve canlı atmosferine alışkın değildim.
Neyse ki daireme vardığımda klimanın olduğunu kısa sürede fark ettim. Böylece beni bekleyen yüksek sıcaklıklarla başa çıkabileceğimi anladım. En azından büyük ölçüde.
İlk ay oldukça rahattı; şehri, yemekleri ve kültürü keşfetmek için bolca zamanımız vardı. Mantıdan dolmaya, hatta klasik McDonald’s’a kadar İzmir’in hareketli yaşamı içinde her türlü lezzeti bulabiliyorduk. Market alışverişi ise başlı başına bir maceraydı. Hayatım boyunca daha önce hiç görmediğim ürünler, soğuk dolapların camlarının ve rafların ardından bana adeta merakla bakıyordu.
Yeni yemeklerin ve vapur gibi farklı ulaşım araçlarının yanı sıra, İzmir’de kedileri de keşfettim. İzmir, tıpkı Türkiye’nin büyük bir kısmı gibi, sokak kedileriyle dolu bir şehir. Evimizin önünde yaşayan oyuncu ama bir o kadar da kendini beğenmiş turuncu bir kedi vardı. Ev arkadaşlarımla birlikte ona, Türkçedeki “turuncu” kelimesinden ilham alarak sevgiyle Turu adını verdik. Market dönüşlerinde onu beslemek ve akşamları sevip onunla vakit geçirmek, kısa sürede Turu’yu “bizim” sokak kedimiz hâline getirdi. Sanırım buradan ayrılırken en çok onu özleyeceğim.
Buradaki çalışmalarımız resmen başlamadan önce, gönüllü grubumuz Türkiye Ulusal Ajansı tarafından finanse edilen gönüllü eğitimine katılmak üzere Denizli’ye gitme fırsatı buldu. Seminerler, lezzetli yemekler ve eğlenceli oyunlar sayesinde, bizim gibi Türkiye’de gönüllülük yapmayı seçen farklı ülkelerden insanlarla tanışıp güçlü dostluklar kurduk.
Bunun yanı sıra, Pamukkale’yi ve büyüleyici travertenlerini keşfetme şansı da yakaladık. Ancak bu güzel deneyim beklediğimizden çok daha hızlı sona erdi ve gönüllülük faaliyetlerimize resmen başlamak üzere yeniden İzmir’e döndük.
Buradaki çalışmalarımız resmen başlamadan önce, gönüllü grubumuz Türkiye Ulusal Ajansı tarafından finanse edilen gönüllü eğitimine katılmak üzere Denizli’ye gitme fırsatı buldu. Seminerler, lezzetli yemekler ve eğlenceli oyunlar sayesinde, bizim gibi Türkiye’de gönüllülük yapmayı seçen farklı ülkelerden insanlarla tanışıp güçlü dostluklar kurduk.
Bunun yanı sıra, Pamukkale’yi ve büyüleyici travertenlerini keşfetme şansı da yakaladık. Ancak bu güzel deneyim beklediğimizden çok daha hızlı sona erdi ve gönüllülük faaliyetlerimize resmen başlamak üzere yeniden İzmir’e döndük.
Efes’i ziyaret ettim. Bir zamanlar Antik Yunan’ın en önemli kentlerinden biri olan bu şehir, bilgelik tanrıçası Athena’ya adanmış kutsal merkezlerden biriydi. Burada, benden önce bu topraklarda yaşamış insanların tarihini ve şehir yıkıldıktan çok sonra bile geride bıraktıkları mirası öğrenme fırsatı buldum.
Mantısıyla ünlü Kayseri’nin karla kaplı dağlarını gördüm. Türkiye’nin ilk hastanelerinden birini ziyaret ederek Osmanlı İmparatorluğu’nun sultanları ve prenseslerinin tarihini yakından tanıma fırsatı elde ettim.
Ailemin yıllar önce Almanya’ya göç ederken geride bırakmak zorunda kaldığı memleketi ziyaret etme fırsatı buldum: İstanbul’un karşı kıyısında yer alan Bandırma’yı. Denizin kıyısında, ailemin uzun yıllardır geride kalan geçmişine ve köklerine uzanan özel bir yolculuk yaptım.
Çeşme’yi ziyaret ettim. Muhteşem plajı ve göz alabildiğine uzanan berrak deniziyle unutulmaz bir deneyim yaşadım. Suyun içinde ufka doğru uzun mesafeler yürüyebilmek gerçekten etkileyiciydi.
Eski bir balıkçı kasabası olan Foça’yı da gezme fırsatı buldum. Masmavi ve tertemiz denizi, rengârenk evlerle süslü dar sokakları ve her köşeden hissedilen sahil atmosferiyle Foça, ziyaret eden herkesi kendine hayran bırakan eşsiz bir yerdi.
Fethiye’ye kadar uzun bir otobüs yolculuğu yaptım. Muhteşem dağları, masmavi denizi ve yakınındaki antik kalıntılarıyla Fethiye, birçok Türk insanının hayalini süsleyen bir yerdi. Arkadaşlarımla birlikte pide yiyerek, geleneksel Türk çekirdeklerini paylaşarak keyifli anlar geçirdik. Çay içtik, çiğ köfte dürüm yedik.
Öğrendik, güldük, hayaller kurduk ve en önemlisi dolu dolu yaşadık. Şimdi ise Türkiye’deki bu unutulmaz yolculuğumun sonuna geldim.
Shayen Soszynski
Pi Gönüllüsü