Merhaba herkese, ben Kerttu, 27 yaşındayım ve Kuzey Avrupa’da bulunan küçük bir ülke olan Estonya’dan geliyorum. Bu benim Gana’da Avrupa Dayanışma Programı (ESC) insani yardım gönüllüsü olarak ilk blogum.

İnsani yardım gönüllüsü olmaya, üniversiteden eski bir arkadaşımın Kenya’daki gönüllülük deneyimini coşkuyla paylaşması ve bunun gerçekten hayat değiştirici bir deneyim olduğunu söylemesi sonucu karar verdim. Üniversiteyi bitirdikten sonra epeydir tamamen farklı bir kültürel ortamda bir süreliğine yaşayarak konfor alanımın dışına çıkmanın ve kişisel olarak gelişmenin hayalini kuruyordum. Estonyalılar arasında yurt dışında gönüllülük yapmak pek yaygın olmadığından sıklıkla bu hayalim bana oldukça uzak ve erişilemez gibi geliyordu.

Yine de bu adımı atmayı seçtim. ESC insani yardım gönüllüleri online kursunu ve saha eğitimini tamamladıktan sonra bana gerçekten uygun olduğunu hissettiğim bir proje buldum: SASID – Sürdürülebilir ve Kapsayıcı Kalkınma için Dayanışma. Özellikle bu projeye ilgi duymamın nedeni tıbbi geçmişe sahip gönüllüler arıyor olmalarıydı. Hemşirelik alanında lisansım var ve bu deneyimden önce dört yıl boyunca hemşire olarak çalışmıştım. Mesleki geçmişimle bağlantılı bir proje bulmak istememin sebebi yalnızca kişisel ve mesleki gelişimimi desteklemeyi değil aynı zamanda ufkumu genişletmek ve mümkünse bilgi birikimimi de başkalarıyla paylaşabilmek istiyor oluşumdu.

Doğrusu, Gana’ya varmak benim için sarsıcı bir deneyimdi. Eğitimlere ve hazırlık seminerine rağmen, gerçeklerle Gana’nın başkenti Accra’ya indiğimde yüzleştim. Kalacağımız yerde diğer gönüllülerle tanıştım ve beş günlük oryantasyon kampımız boyunca birbirimizi destekleyerek kısa sürede yakın bağlar kurduk.

Nihayet proje alanına, Gana’nın Merkez Bölgesi’ndeki Duakwa adındaki küçük kasabaya vardığımda gördüğüm en harika, destekleyici, sevecen ve anlayışlı ev sahibi aile tarafından karşılandım. İlk başlarda her ne kadar tamamen yabancı bir ülkede daha önce hiç tanımadığım insanların arasında olmak oldukça korkutucu gelmiş olsa da artık Gana’nın günlük yaşamını, kültürünü ve geleneklerini bu kadar otantik bir şekilde deneyimlemenin daha iyi bir yolunu hayal edemiyorum. Buradaki ilk ayımda sürekli olarak kendime gerçekten hayat değiştirici deneyimlerin yalnızca konfor alanımızdan uzaklaştığımızda gerçekleşebileceğini hatırlattım. Çok geçmeden, birkaç ay içinde, bu hayatımın en anlamlı ve dönüştürücü deneyimlerinden biri haline geldiğinden kendime uyum sağlamak için zaman tanımış olmama minnettarım.

Projem Duakwa Salvation Army Rehabilitasyon Merkezi ve Hastanesi’nde yürütülüyordu. İlk aylarımda yetimhane okullarındaki ve psikoterapi oturumlarındaki özel ihtiyaçlara sahip çocuklarla çalıştım. Sosyal hizmet uzmanıyla birlikte ev ziyaretlerine katılıp yerel bağlamda ruh sağlığı danışmanlığını gözlemledim ve ortopedi atölyesinde danışmanımla birlikte ortez, protez ve ortopedik ayakkabı yapımına yardımcı oldum. Burada gönüllülük yapmak öğrenme ve katkıda bulunma fırsatları bakımından oldukça çeşitliydi. Önümüzdeki aylarda ayrıca hastane ortamında da görev alacağım ve farklı departmanlarda çalışacağım.

Günlük işlerimin yanı sıra, arkadaşlarım, ailem ve Estonya’daki tanıdıklarımı kapsayan küçük kişisel bir projeye başladım: Yerel topluluğa bir tavuk kümesi inşa etmek için bir bağış kampanyasına. Projenin amacı, özellikle çocukları desteklemek, gıda güvenliğini sağlamak ve merkezin eğitim ile tıbbi bakım için gerekli malzemeleri satın alabilmesi adına gelir elde etmesine yardımcı olmak. Kampanya halen devam ediyor ve umarız ki inşası 2026 yılının ilk çeyreğinde başlayabilir.

Önceden de bahsettiğim üzere buradaki hayat başta bana çok yabancı gelmişti. Aylar boyunca susuz yaşamak ya da her gün elektriğin olup olmayacağı konusunda endişelenmek gibi basit şeyler bile zorlu uyum süreçleriydi. Buranın yolları geldiğim yerde güvenli ya da rahat dediğim yolların yanından bile geçemezdi. Estonya’nın iklimi ve yiyecekleriyle karşılaştırıldığında Gana oranın tam tersiydi. Sıcaklık orada kaldığım süre boyunca hiç 25°C altına düşmedi ve yiyecekleri de çok baharatlıydı. Sadece zihinsel olarak değil fiziksel olarak da vücudumun uyum sağlaması gereken çok şey vardı.

Bazı kültürel farklılıkları kabullenmesi benim için hala çok zor. Mesela ten rengim dolayısıyla maruz kaldığım istenmeyen ilgi rahatsız edici olabiliyordu. Eski bir işkolik olarak daha rahat bir iş kültürüne uyum sağlamak da oldukça zordu. Yine de hayatı öğrenme yolunda huzursuzluğun en büyük öğreticilerden biri olduğuna inanıyorum ve neyse ki burada deneyimlediğim pozitif duygular zorluklardan ağır basıyor. Kendimi çoğunlukla bu deneyimin bir birey olarak çoktan ufkumu açtığını ve düşünce biçimimi değiştirdiğini düşünüyorum. Yabancı bir ülkede, tanımadığım insanlar arasında neredeyse sıfırdan bir hayata başlamak, bana kendim ve dünya hakkında inanılmaz derecede çok şey öğretti. Ayrıca hayatımda ilk kez sonbahar, kış ve ilkbahar boyunca gün ışığının, sıcaklığın ve aydınlığın tadını çıkarabildim.

Boş vakitlerimin çoğunu bana ev sahipliği yapan aileyle geçiriyordum. Beni ellerinden geldiğince desteklediler ve onlar olmasaydı buradaki yaşama uyum sağlamam çok daha zor olurdu. Ev sahibi annem beni yerel yemeklerle tanıştırdı ve bana onları nasıl pişireceğimi öğretti. Ayrıca tığ kullanmayı ve temel dikiş tekniklerini de öğrendim. Birlikte alışveriş yaptık, film geceleri düzenledik, deniz kenarına seyahatlere çıktık ve de pek çok güzel ve derin sohbetler paylaştık. Onların gerçekten de benim ikinci ailem olduklarını hissedebiliyorum—Ganalı ailem.

Ayrıca diğer gönüllülerle birlikte de gezip çoğunlukla Gana’nın kıyı kasabalarını keşfettik. İlk büyük yolculuğum Winneba balıkçı kasabasına olan yolculuğumdu. Ayrıca Cape Coast ve Elmina’ya gidip tarihi kuleleri ve Kakum Ulusal Parkı’nı gezdik. Başkentine de birkaç kez gittim ve Gana’nın geri kalanından nasıl da farklı bir atmosfere sahip olduğuna her seferinde hayran kalıyorum. Bence birisi sadece turist olarak Accra’yı ziyaret edip başka hiçbir yere gitmezse, buradaki günlük yaşamın gerçekte nasıl olduğunu anlamaktan çok farklı bir izlenimle buradan ayrılabilir.

Gönüllü olarak Gana’ya gelmeye karar verdiğim için çok mutlu ve minnettarım. Her ne kadar başta zor ve huzursuzluk verici olsa da şimdiden bu deneyimin hayatıma kattığı olumlu şeyleri görebiliyorum. İlerleyen aylarda burada kendimi daha da yerleşmiş ve evimde hissetmeyi umuyorum ve tavuk kümesi projemin hayata geçmesini, ayrıca ortaya çıkabilecek yeni mesleki zorlukları görmeyi heyecanla bekliyorum.

Eğer hala gönüllü olup olmamayı düşünüyorsanız bu size gönüllü olmanız için bir işaret olsun. Katılın asla pişman olmayacaksınız!

Kerttu Siffer

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.