İstanbul’da mimarlık yapan biri olarak, bir gün kendimi Çekya’nın küçük bir kasabasındaki Montessori okulunun mutfağında çocuklarla salata doğrarken bulacağımı tahmin etmezdim. Ama ESC (Avrupa Dayanışma Programı) işte tam olarak böyle sürprizlerle dolu.
Ben Beria. Pİ Gençlik Derneği’nin gönderdiği, Brno’daki Spolek Hnízdo derneğinin ağırladığı bir gönüllü olarak sekiz ay boyunca Tišnov kasabasındaki bir Montessori ilkokulunda yer aldım. Bu yazı, o sekiz ayda gördüklerimin, denediklerimin ve öğrendiklerimin bir özeti.
Sınıfın İçinde Bir Dil Değil, Bir Araç Olarak İngilizce
Görevimin çekirdeğinde İngilizce vardı ama anlatmak istediğim şey klasik bir dil dersi değildi. Okulda “Lusk English” diye bir uygulama var: haftanın konusunu (tarih olsun, kimya olsun, biyoloji olsun fark etmez) alıp bunu tamamen İngilizce işliyorsunuz. Ben de her hafta bir konu seçip bunu oyunlarla, görsellerle, küçük sunumlarla renklendirip anlattım. Yani çocuklar İngilizce öğrenmek için değil, bir şey öğrenmek için İngilizce dinliyordu — fark küçük gibi görünse de aslında büyük.
Montessori sisteminin getirdiği bir başka alışkanlık da mutfaktı. Haftada iki gün çocuklar kendi öğle yemeklerini kendileri hazırlıyordu, ben de o saatlerde mutfaktaydım — bazen bir tarifi anlatarak, bazen sadece sohbet ederek.
Bir Mimarın Sınıfa Kattığı Şey
Buraya kadarki kısım muhtemelen bu programa katılan çoğu gönüllünün anlatabileceği bir deneyim. Benim farkım, mimarlık geçmişimi işin içine sokabilmemdi. Çocuklara dört-beş seçenekli küçük atölyeler sunduk, herkes ilgisini çeken gruba yazıldı.
Bir grupta, evde bulunan eski gazete ve dergilerle klasik kolaj tekniğini öğrettim. Bugünün çocukları için Canva’ya alışkın oldukları düşünülürse, makasla, yapıştırıcıyla üretmek onlara bambaşka geldi.
Bir başka grupta tek renkle yapılan lavi tekniğiyle çizim çalıştık.
Üçüncü grup ise sevdikleri bir filmin afişini kendi tasarımlarıyla, temel grafik tasarım kurallarına dikkat ederek bilgisayarda yeniden ürettiler.
Bu atölyeler birkaç tur tekrarlandı, kimse zorunlu tutulmadı, herkes istediği gruba katıldı. Benim için bu kısım, sadece “gönüllü öğretmen” değil, aynı zamanda kendi mesleğimi farklı bir yaşta, farklı bir dille anlatan biri olma deneyimiydi — ki bu ilk kez başıma geliyordu.
Zorluklar da Vardı Tabii
Herkesle İngilizce anlaşmak kolay değildi bazen. Bu durumlarda ya el kol hareketleriyle idare ettim ya da öğrendiğim birkaç Çekçe kelimeyle (merhaba, teşekkürler, iyi günler gibi) durumu kurtardım.
İki An, Uzun Süre Aklımdan Çıkmayacak
Birincisi: Atölyelerimin ardından çocukların bana “Bu çok eğlenceliydi, bir daha yapalım.” demesi. Küçük bir şey gibi görünse de, o an bana bu işin gerçekten bir karşılığı olduğunu hissettirdi.
İkincisi: Tišnov’daki gönüllülerle ilk bir araya geldiğimiz hafta. O sırada ESC hakkında neredeyse hiç bir şey bilmiyordum, yabancı bir ülkedeydim ve o topluluk bana yol gösterdi. Hayatımda ilk kez bu kadar farklı ülkeden insanla aynı anda bir arada olup sohbet etmiştim — bu, başka hiçbir koşulda tekrar yaşayamayacağım bir şeydi.
Brno ve Tišnov Üzerine Birkaç Söz
Brno, Çekya’nın ikinci büyük şehri ve hiçbir şekilde “izole” hissettirmiyor — ihtiyacınız olan her şey elinizin altında. Tišnov ise merkeze biraz uzak ama kendine has bir sakinliği olan, yaşaması keyifli bir kasaba. Etraftaki insanlar — gönüllüler, öğretmenler, komşular — hep destekleyiciydi. Çek mutfağı bize göre farklı ama genel olarak severek yediğim bir mutfak oldu. Boş zamanlarda Prag, Karlovy Vary, Mikulov, Lednice, Moravský Krumlov gibi yerleri gezdim, bir de kısa bir Viyana kaçamağı yaptım.
Geriye Kalan
Mimarlık bilgimi bambaşka bir yaşta, bambaşka bir bağlamda kullanmak bana mesleki açıdan farklı bir bakış kazandırdı. Kişisel tarafta ise farklı kültürleri, insanları, değerleri yakından görmüş olmak ufkumu genişletti. Ve belki en somut sonuç şu: Bu deneyimden sonra gönüllülüğe bakışım tamamen değişti, yeni gönüllülük fırsatlarına daha istekli bakıyorum artık.
ESC’ye katılmayı düşünen varsa, tereddüt etmeden denemesini öneririm. Karşılık beklemeden başlasanız da, sonunda size de bir şeyler kalıyor — üstelik programın hakları ve sınırları net tanımlanmış olması, işi güvenli bir zemine oturtuyor.
Bu deneyimi mümkün kılan Pİ Gençlik Derneği’ne ve beni Brno’da ağırlayan Spolek Hnízdo ile okuldaki herkese teşekkür ederim.